Türkiyeli Ermeni, Ermenistan’ı sever mi?

Türkiyeli Ermeni, Ermenistan’ı sever mi?
02/08/2009

Türkiyeli Ermenilerin günümüzde yaşadıkları “kimlik inşa süreçleri” kuşkusuz karmaşık, çok boyutlu ve halihazırda devam eden değişken bir süreç ve diğer Ermenilerle kıyasla farklı dinamiklerin etkisinde. Cemaatin kendi iç dinamiklerinin şekillenmesinde Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi değişimin ve çalkantıların etkisi yadsınamaz.

Türkiyeli Ermenilerin farklı gruplarının bazen cesur, korkak, endişeli, sindirilmiş veya riyakâr, fakat çoğu zaman dikkatli ve ölçülü tavrı sürecin takibi için bize önemli “ipuçları” veriyor.

Geçtiğimiz aylarda SETA tarafından düzenlenen “Türkiye-Ermenistan İlişkiler Çalıştayı’na” konuşmacı olarak katılan sosyolog Ferhat Kentel, “Türkiyeli Ermenilerin” sorunları hakkında konuşurken Ermenilerin Türkiye’de maruz kaldıkları ayrımcılığa birkaç örnek verecek oldu. Salonda Ermeni bir kadın (kendisine kendini nasıl tanımladığını sormaya fırsat bulamadım ama büyük ihtimalle Ermeni kökenli Türk olduğunu belirtirdi) ateşli bir şekilde söz istedi ve “Siz neden bizim adımıza konuşuyorsunuz, bizim bu ülkede bir problemimiz yok, orduya giremiyormuşuz, devlet memuru olamıyormuşuz, ne olacak yani? Biz halimizden çok memnunuz…” demesi, sanıyorum yukarıda bahsettiğim süreci özetleyemez ama süreci değerlendirirken sizi düşünmeye zorlayabilir. Aynı gereksiz sıkıntıyı “Ermenistan’da Bir Türkiyeli” kitabını okurken de hissettim. Kitabın arka yüzünü okuduğumda gözüme çarpan “Vatan bildiği yerde vatandaş sayılmayan, vatan sanılan yeri ise vatanı sayamayan Türkiyeli Ermeni” cümlesi içindeki vatan arama takıntısı ve vatanı tayin etme konusunda kendisi dışındaki kişilerden yardım bekleyen tavrı, beni kitabı alma niyetimden vazgeçirdiyse de, sonunda 10 gün Ermenistan’a gidip kafası karışan Türkiyeliyi okumayı tercih ettim. 10 günlük gezi notlarının toplandığı kitabı okurken Ermenistan’dan ziyade Türkiye’deki Ermeni toplumunun bir kısmının içinden geçtiği ağır ve patolojik durumu görmek mümkündü.

AVRUPA’YA GİDEBİLECEKKEN NE İŞİM VAR BURADA?

Türkiye’deki Ermeni toplumu temel olarak din ve dil ekseninde kendini korumaya çalışıyor gibi görünüyor. 1928’de başlayan ve 1950 ve 60’larda etkisi bir şekilde tekrar ortaya çıkan “vatandaş Türkçe konuş” kampanyalarında Ermenice konuşmanın bünyeye sinen huzursuzluğu, 70’lerde Asala olaylarından kaynaklı korku, 90’lardan sonra daha farklı bir hal aldı. Ermeni cemaati içinde “Kendi haklarımızı elde edebilmek için Türkiye’nin demokratikleşme ve AB’ye uyum sürecini desteklemeliyiz” fikri yaygınlaştı, bu fikirle beraber Ermeniler yaratılan “öteki” olmaktan sıyrılıp ülkenin asli unsuru “vatandaşlar” gibi mücadele vermeye başladılar. Aynı dönemde Türkiye’de yükselen ve yükseltilen milliyetçi söylemler ve eylemler de arttı ve azınlıklara “yabancı” deme hastalığı tekrar nüksetti. İnsanlar Ermeni olduklarını kuşkusuz daha korkusuz dile getirdikleri bir sürece girdiler. Bu süreç çok farklı iç ve dış dinamikler ile şekillendi, Hrant Dink’in öldürülmesi, süreci bir anda altüst ettiyse de ve belirli kişilerde bastırılmış-sindirilmiş-yenilebilmiş korkuları tekrar tetiklediyse bile, süreç bir şekilde tempoda aksaklıklar ile devam ediyor.

İniş çıkışlar ile devam eden bu tempoda Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanması ve Türkiye ile umut vaat eden ilişkisi, Türkiye Ermenilerinin hepsi farkında olmasalar da önemli bir yere sahip. Vatandaşları bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanının “maç” ya da “bale gösterisi” sebebiyle Ermenistan’a gitmesi bazılarında kendine güveni sağlarken diğerlerinde de “ret” psikolojisi üretmiş durumda.

Yukarıda sıraladığım “vatanını bulmakta zorlanan” yazarın kitabı ve toplantıda çıkış yaparak “Türkiye’de yaşamaktan çok mutlu olduğunu söyleyen” kadın bunlara çok basit birer örnek. Toplum olarak çok sevdiğimiz kelimelerden biri kelime olan “Vatan” -kişinin doğduğu veya yaşadığı yer,- anlamını taşımakla beraber 1860’lardan itibaren, Fransız “patrie” sözcüğünün anlam evrimine paralel olarak siyasi anlam kazanmıştır. Yani kısaca doğduğumuz yere, yaşadığımız yere, ya da etnik olarak ait olduğumuz yere “vatan” demekte bir sorun yoktur. Demekte sorun yoktur da konu “vatandaşlık” haklarına geldiğinde başımız ağrıyabilir. Bercuhi Berberyan’ın anılarını anlattığı kitap tam bu “kendini sınama” ile başlıyor. Berberyan’ın kitabın sayısız yerinde vurguladığı, “Hiç yurtdışına çıkmamışken, bu kadar para verdikten sonra pekâlâ Avrupa’ya da gidebilirim, neden Ermenistan’ı seçtim ki…” kuşkusu, “Ermenistan onun için özel bir yer değil, yazar oraya bir gönül bağıyla bağlı değil” ana fikrini kafamıza çakıyor. Berberyan, Ermenistan’ın kahvesinden zeytinine kadar hiçbir şeyi beğenmiyor ve sıkça ekliyor “Nerede benim İstanbul’umun şusu busu…”. Konuşulan Doğu Ermenicesinin (Batı Ermenicesiyle bir hayli farklıdır) kaba, hatta yanlış olduğunu iddia edip, aklınıza gelebilecek her şeyi Türkiye’deki örneğiyle karşılaştırıp Ermenistan’dakinin yanlış, zevksiz ve kaba olduğu kaanatine varıp İstanbul’a dönmek için gün sayıyor. Aslında bu tarzı okura ne kadar “doğru” bir Türk vatandaşı fikri uyandırması beklenirken bende kendini kanıtlamaya çalışan, üstüne basa basa ben Türkiyeliyim, Ermenistan’la hiçbir bağım olmaz-olamaz feryadı bende daha ziyade acıma duygusu uyandırıyor. Aynı toplantıdaki Ermeni kadının Ermeni sorunlarını dile getirmeye ve bu konuda çalışmalar yapma hassasiyetini gösteren bir sosyoloğun ağzını kapatırcasına “Biz burada mutluyuz” demesi gibi.

KENDİLERİNE BENZEMEYEN HER ŞEY YANLIŞ

Neden bazı Ermeniler artık böyle bir ruh haline büründüler acaba? Kimse yanlış anlamasın, Ermeniliklerinden vazgeçtikleri falan yok! Sadece çocuklarını cemaat okullarına göndermemeyi tercih ediyorlar; çünkü, “Ermenice bilse ne olacak, hem ileride çevre lazım, kolej daha doğru bir seçim” fikri hakim. Ermeni dilinin yok olmasına razı olmayanlar var, ama aynı zamanda Kızılderili işaret dilinin de yok olmasından şikâyetçiler, yani bu durum genel bir “hassaslık”, “dünya vatandaşı” olmak ile ilintili. Ermeni cemaatinin Diaspora ile de arası oldukça gergin. Diasporalıların kendilerine “Türkleşmiş” demelerinden çok rahatsızlık duyanlar var, ama iyi okuduğumuzda tüm sinyaller “biz Türkleştik” mesajını taşıyorlar. Etnik bağın olan bir ülkeye duygusal bir şekilde yaklaşmamak, dilini konuşmamak, vatandaşın olduğun ülkeye bağlılığını mide bulandırırcasına tekrarlamak kuşkusuz istekle beraber bir şekilde “kendini “doğru” ifade” hissiyatı taşıyor. Şüphesiz herkes “vatanını”, “gideceği okulu”, “konuşacağı dili”, “okuyacağı gazeteyi” tayin etme konusunda özgür, ama devletin asimilasyon propagandasının ürünü ve yanlış modernleşmenin sonucu Ermeni cemaati ne yazık ki kendilerine benzemeyen her şeyin yanlış hatta kötü, çirkin ve zararlı olduğu fikrine sahip, böyle bir “beyaz” kanaate de sahip.

Berberyan’ın yakalandığı çarpıtılmış ve temelsiz “elitizim” ve “tek tipçilik” kendisinin tek ve doğru “Ermeni” modeli olduğu fikrini pekiştiriyor. Farklı Ermeni “Ermenistanlı” kimliğine katlanamıyor, dillerinin, ananelerinin “bozulmuş” olduğundan şikâyetçi ve tüm bu gözlemlerini bize kendi sübjektif bakış açısının ürünü olarak değil, mutlak gerçeklik olarak bize sunuyor.

Doğru Ermenistan’da birçok şey İstanbul’dakinden farklı, Doğu Ermenicesi Batı Ermenicesinden farklı, Berberyan’ın beğenmediği “doğulu bulduğu” kızların tebessümleri İstabul’daki kızlarınkinden farklı ama bu dert değil aksine zenginlik, korkunç olan, herkesin birbirine benzemesi gerektiği fikri. Ermenistan’daki Ermeniler yakınlarını kilise ayini ile değil dudukla çalınan ağıtlar eşliğinde gömerler ama eminim İstanbullu bir Ermeni’den daha az üzülmezler sevdiklerini toprağa verirlerken. Büyüyen ve yüksek sesle konuşulmasından utanılmayan bu tahammülsüzlük bana türkü dinlemeye dayanamayan opera âşıklarını, sınıfta kafasını örtmüş öğrencisini derse almayan öğretim görevlisini, oğlunun kız arkadaşı Alevi diye “gelinim olamaz” diyen kadını, “Bulgar göçmeni o, ne kadar Türk olabilir ki” diyen adamı, farklı din ve etnik kökene ait insanların beraber yaşayabilmesini “hoşgörü” olarak adlandıran felsefeyi hatırlatıyor. “Küçük toplum “büyük toplumdan” fazlasıyla etkileniyor.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=875829&keyfield=

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s