[Yorum – Alin Ozinian] Hoşgörü değil adalet beklentisi ALİN OZİNİAN *

[Yorum – Alin Ozinian] Hoşgörü değil adalet beklentisi
ALİN OZİNİAN *
30/12/2011

Yakın zamanda Fransız Parlamentosu’ndan geçen “tanınmış soykırımları inkâra ceza” yasası, Türkiye’de fırtınalar koparmaya devam ediyor.

Soğukkanlı ve sağduyulu bir azınlığı saymazsak hemen herkes, Fransa’nın aldığı bu kararın, 1915-1917’de neler olduğunu konuşmayı engellediğini düşünüyor. Fransa’nın Türk-Ermeni yakınlaşmasını ne açıdan zedeleyeceği tezine maalesef aklıselim bir açıklama verilemiyor. Fransız Parlamentosu’nun Fransız halkını ilgilendiren bir kararı, bir başka ülkedeki ifade özgürlüğünü engellemesi savı ne kadar mantıklı olabilir? Bu yasaya itirazı olacaksa sadece Fransız vatandaşlarının olabilir ama onlar da aynı fikirdeyseler yapılabilecek bir şey yoktur, beğensek de beğenmesek de demokrasinin ana dayanağı çoğunluğun kararını uygulamaktır. Türkiye gibi, İttihat ve Terakki geleneğinden gelen bir devlet ve demokrasi anlayışına sahip bir ülke için bu durum anlaşılması zor olsa bile; demokrasi, halkın kendi adına ne istediğini söylemesidir, bu bizim alıştığımız “benim vatandaşım çoban anlamaz, biz onlar için daha iyisini biliriz” gibi elitist bir grubun diktasından farklıdır…

Türkiye’deki ortalama bir siyasetçi bile bugün Fransa’nın ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyor kanaatindeyim. Yasanın çıkış noktasının Fransa’da yaklaşan seçimler olduğunu ve oyları yükseltme çabasıyla birlikte, Sarkozy’nin sosyalistlerin elini daraltmak için yaptığı bir manevra olduğunu herkes biliyor. Üstelik yasanın ismi “Ermeni soykırımını inkâr yasası değil” ve tek dem vurduğu soykırım Ermeni soykırımı değil, yasa tanınmış tüm soykırımların inkârını cezalandırmayı tasarlıyor. Tasarı ile ilgili Türkiye’nin problemleştirdiği, Ermeni kısmı olduğundan dolayı da yazılıp çizilenler hep Ermenilik üzerine. Türkiye basını Fransa’nın içinde bulunduğu bu gereksiz ve işe yaramaz girişimi sadece informatik olarak değerlendirebilecekken neredeyse spor yazarları bile can acıtıcı bir üslupla yazıp çizmeye başladılar. Fransızların ne küstahlığı kaldı, ne yalancılıkları. Oysa Fransız halkına topyekün hakaret etmeye hiç gerek yoktu, çünkü büyük ihtimalle Fransa yurttaşlarının çoğunun bu tasarıdan haberi bile yok. Sarkozy’nin babasının Macaristan kökenli olduğu büyük uğraşlar sonrasında ortaya çıkarıldı. Söz konusu yasanın sahibi Fransız milletvekili Valerie Boyer’in ailesinin Cezayirli olmasına varana kadar yine etnik köken avcılığı yapıldı. Bu da yetmedi bir Cezayirlinin nasıl böyle bir şey yapacağı tartışılmaya başlandı, oysa artık insanlar etnik kökenlerin gerektirdiği gibi değil, savundukları siyasî görüş üzerinden eylemlerini devam ettirmekteler. Fransa’yı demokrasiye aykırı adımlar atmakla suçlayan, Fransızlara Voltaire’in torunları olduklarını hatırlatmakla kalmayıp onun özlü sözleriyle Fransızları dövmeye çalışan “aydınlarımız” makalelerinde aşina olduğumuz “Ermeni iddiaları”, “Ermeni yalanları”, “Ermeni oyunu” gibi ifadelerden kendilerini alamadılar. Fransa’da, Sarkozy’ye destek veren belirli bir çevrenin dışında kalan koca bir etnik grubu yine hedef haline getirdiler. Ne yazık ki, benzer basın kışkırtmalarının da yardımıyla öldürülen Hrant Dink yok artık. Artık Türk basını Ermeni olup demokrasi adına mücadele etmak pahasına “ben bu ve benzeri tasarılara karşıyım” diye kafa tutan bir yürekli bulamıyor, bundandır ki, en iyi yolu Ermeni Patrikhanesi’ne birkaç klişe soru sormakta bulmuşlar. Sağolsunlar Ermeni din adamları da, 1915 olaylarını “acı olaylar”, “can sıkıcı durumlar” gibi sığ ve nabza şerbet veren ifadelerden ileriye gidemeden özetledikten sonra, “Bizim aramızda sorun yok, daha iki gün önce Müslüman kardeşlerimizle aşure yedik, kimse aramıza girmesin.” sözleriyle noktalamışlar. Hoş da olmuş, “Fransa’ya Patrikhane’den sert yanıt, büyük tokat” gibi popülist manşetler yardımıyla belirli kesimleri tatmin etmeye çalışmışlar.

Sağduyu ve ahlaka genelde meslekî olarak yer vermeyen basın mensuplarının ve sokaktaki insanların tepkilerinin yanında hükümet yetkililerinin tepkilerini de anlamak bazen zorlaşabiliyor. Fransa’nın tarafsızlığını kaybettiğini belirten Türkiye, bu ülkenin Minsk Grubu’ndan derhal çekilmesi için AGİT nezdinde girişim başlattı. Türkiye, Kafkasya’daki istikrarsızlığı gidermek ve özellikle Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Karabağ ihtilafına çözüm bulmak için kurulmuş olan Minsk Grubu’ndaki Fransa’nın bütün bu arabuluculuk çalışmalarından hemen çekilmesi gerektiğini, çünkü Fransa’nın, tarafsızlığını resmen ihlal eden ve taraflı olduğunu ilan eden bir tavır aldığını belirtti. Türkiye de Minsk üyesi, Karabağ sorununu sebep göstererek 20 yıldır Ermenistan sınırını kapalı tutuyor, Ermenistan’a ekonomik ambargo uyguluyor ama tüm bunlara rağmen kendini tarafsız olarak görüyor. Ayrıca Başbakan’ın askerî ve ekonomik kısıtmalar hakkındaki sözleri Fransızlar tarafından değerlendirilmeli ama 1915 olayları konusunda “Arşivlerimiz açık, gelin tartışalım.” teklifi yapılan bir ortamda “Benim tarihimde soykırım yoktur.” sözleri konuyu tarafsız değerlendirenler için çok inandırıcı gelmeyebilir.

Bu sözleri ilk duyduğumda geçen ay TESEV’in Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bir üniversitede, “Türk-Ermeni ilişkilerini tartışmak” programı geldi aklıma. Katıldığım son oturumdaki öğrenciler, gerçekten umut verici sorular sordular, ilk başta söz alan öğretim görevlilerinin öğrencileri olduklarına inanmak oldukça zordu. Çünkü akademisyenlerden birisi, “Biz, sözde Ermeni soykırımını araştırmaya hazırız, arşivlerimiz açık, tarihçilerimiz buluşmak için hazır.” demişti. Başbakan’ı dinlerken bu geldi aklıma. Madem araştıracağız, madem öğrenmek istiyoruz, neden baştan konu hakkındaki görüşümüz bu kadar kesin ve değişmez? Üstüne basa basa “sözde” dediği bir şeyi nasıl araştırır insan? Benim ecdadım yapmaz öyle şey diye emin olan kişi neden tarih heyeti kurar? Demek ki biz araştırmak istediğimiz sonucu bulmak için başlayacağız, gerçeği öğrenmek için değil.

Aynı üniversitenin bir başka öğretim üyesi, konferanstan önceki gece katıldığımız yemekte, ne kadar açık görüşlü olduklarından, dışarıda rahatça içki içebildiklerinden, kendilerinin “onlar” gibi bağnaz olmadıklarından dem vurdu. Hâlâ alkol tüketiminin ve makyaj yapma gibi güncel alışkanlıkların moderniteyle ve düşünce özgürlüğüyle benzeştirilmesinin üzücü olduğunu düşündüm ama başka birinin dedikleri içimi daha da burktu. “Hoşgörü”den bahsetti uzun uzun, “Bizim bölümde Ermeni bir öğretmenimiz ‘bile’ var.” dedi. Biz insan ayırmayız, dedi. Türkiye’ye Osmanlı’dan beri vatandaşlık bağı ile bağlı Ermeni cemaati mensubunu kadrosuna aldığı için madalya isteyen bir edası vardı. İfade özgürlüğü konusunda ancak “hoşgörü” açılımı yapabilecek kadar yürekli ne yazık ki otoriteler. Türklüğü, en yukarılara koyup herkese “sözde hoşgörü” ile yaklaşıyor. Oysa ihtiyacımız olan tek söylemin eşitlik ve adalet olduğundan haberdar değil.

Fransa’daki tasarının ifade özgürlüğünü kısıtlayacak olacağından yakınıyoruz, “tarih tarihçilere bırakılmalı” diye bağırıyoruz tek bir ağızdan. Ne yazık ki siyaset birçok farklı bilimden besleniyor. İç ve dış siyasette böyle adımlara gidilebiliyor. Buna bu denli şaşırmak naiflik olur. Türkiye’de bazı gelişmeler farklı kesimleri bile sevindirebiliyor, Dersim hakkında edilen iki cümlecik bizi yüreklendirebiliyor mesela, “siyaseten” yapıldığından şüphelensek bile…

Fransa’da geçmekte olan yasa tasarısı, soykırımı tanımanın ötesinde, soykırımın inkârını cezalandırmayı öngören bir tasarı. Hiçbir özgürlükçü insanın içine sinemeyecek ve praktikte uygulanabilirliği mümkün olamayacak bir tasarı. Peki ya ahlaken “inkâr” kimin içine sindirebileceği bir durum? Türkiye’de devam eden inkâr politikası, sadece geçmişin yaralarını sarmayı, kalplerin yumuşamasını, sınırların açılmasını engellemekle kalmıyor. En görünür örneği Hrant Dink’in öldürülmesine hazırladığı iklim ve hâlâ “cezalandıramadığı” suçlular. Fransa kendi iç siyaseti için tarihî olayları kullanıyor, peki Türkiye ne yapıyor? Sadece Ermenilerin ve Türklerin yüreklerini burkup, içlerini sızlatabilecek, diğerlerin ise siyaseten kâr ve çıkar dengesi içinde değerlendirebileceği bir konunun çözümü için kendi vicdanının sesini dinlemek yerine yabancı parlamento kararlarını tartışıyor. Bugünlerde Fransa’ya aşureyle, güllaçla değil yüreğiyle kafa tutabilecek bir adam olan Hrant’ın katillerinin bulunması için neden beklediğimizi merak ediyorum…

*Araştırmacı yazar

 

 

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=1221847&title=yorum-alin-ozinian-hosgoru-degil-adalet-beklentisi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s