Hiç tanımayıp çok konuştuğumuz Ermeni Diasporası (1)

Hiç tanımayıp çok konuştuğumuz Ermeni Diasporası (1)
ALİN OZİNİAN*
11/03/2012

Türkiye’de Ermeni Diasporası hakkında ne yazık ki hâlâ basmakalıp, kulaktan dolma ve gerçekle çok da örtüşmeyen bilgiler dolaşmakta.
Türkiye’de basının da yardımıyla üç gruba (Ermenistan, Türkiye Ermenileri, Diaspora) ayrılmış Ermenilerden biri olan Diaspora, belki en tanınmadığı, tanıtılmadığı halde “en sevilmeyen” ve ilişkilere taş koyan taraf olmaktan sıyrılamayan grup. Bugün, hâlâ “yekpare” ve “diyalog düşmanı” olduğu zannedilen Diaspora’nın, aslında Osmanlı’nın eski yurttaşlarından ve torunlarından oluştuğu düşünülecek olursa, onun doğru anlaşılması ve ilişkilerin sağlıklı geliştirilmesi Türkiye için çok önemli. Bugün Türkiye’deki algıya göre Diaspora, Ermenistan’ı anayurt sayan, her daim maddi ve manevi desteğini ondan esirgemeyen, Ermenistan’ın “Türkiye siyasetini” kontrol altında tutan ve kimliğini Türk düşmanlığı üzerinden korumak ile meşgul bir kitle… Ama ne yazık ki Diaspora, bu kadar çabuk ve kolay analiz edilebilecek bir olgu değil. Diaspora hakkında fikir yürütebilmek için ister istemez şekillendiği döneme, ülkelere bakılmalı ve bu süreç içinde Türkiye, Ermenistan ve vatandaşı olduğu ülkeler ile arasındaki ilişkiler dikkatlice değerlendirilmeli…

1915: Ermeni Diasporası İçin Milat

1915 yılında etnik temizliğe mahkûm olup, sistematik bir biçimde anayurtlarından sürülmek zorunda kalmış Ermeniler temel olarak Der-zor çöllerine yürütüldüler. Sağ kalabilenler Halep, Şam, Beyrut, Bağdat’a ulaşmaya çalıştılar. Bir kısmı, bu şehirlerde kendilerine bir hayat kurmaya çalışırlarken bir kısmı Mısır, Yunanistan, Fransa, Kıbrıs, Romanya, Bulgaristan, Sırbistan ve Amerika’ya doğru yol aldılar. 1915 yılından sonra Küba, Arjantin, Uruguay, Brezilya, Avustralya, Addis Ababa, Cape Town ve Hong Kong’da bile Ermeni cemaatleri oluşmuştu. Bugün Diaspora herhangi bir ulusun veya inanç mensuplarının ana yurtları dışında azınlık olarak yaşadıkları yer olarak kabul edilmekte ve “Ermeni Diaspora’sı” teriminin ilk olarak 1920’lerin başlarında kullanıldığı belirtilmektedir. Fakat tarihe baktığımızda Ermeniler aslında, 1915 yılından çok önceleri, Arşakuni Ermeni Krallığı’nın (428) yıkılmasından sonra farklı ülkelerde cemaatler kurmaya başlıyorlar. 15-16. yüzyıldan başlayarak Romanya, Polonya, Hindistan, İtalya, Almanya, İran ve Amerika başta olmak üzere birçok ülkede şekillenen Ermeni cemaatlerinin kurucuları, temelde ticaret için o ülkelere giden Ermeni tüccarlardı. O dönemde Anayurt dışında yaşayan Ermenilerin sayısının 200 bin olduğu tahmin edilmekte. Osmanlı’da 1915 yılına henüz gelinmeden Ermenilerin ilk ve temel göçü aslında 1870’li yılların başında II. Abdülhamit döneminde yaşanan korku ve can kayıpları sebebiyle 1895-96’da en büyük sayıya ulaştı. Bu dönemde Ermeniler Anadolu’daki misyonerlerin de etkisiyle en çok Amerika’ya göç ettiler. 1915 yılından sonra, Türkiye’de Ermeni kimliğini koruyarak kalabilenler temelde İstanbul’da yaşamaktaydılar. Trakya’da yaşayanlar olaylardan sonra Doğu Avrupa’ya göç etseler de bir kısmı, İstanbul’a gelebilmişti, diğer illere kıyasla İstanbul daha güvenliydi. Sayıları çok az olsa da doğu illerinde hayatlarını sürdürebilenler bir süre sonra baskılara dayanamayıp İstanbul’a yerleşme kararı aldılar. Büyük ölçüde İstanbul’da şekillenen Ermeni cemaati, Varlık Vergisi, “Vatandaş Türkçe Konuş” Kampanyaları, 6-7 Eylül olayları, 1980 Askeri Darbesi ve en son olarak da Karabağ’da yaşananlar sırasında Türkiye’den ayrılarak Avrupa ve Amerika’ya yerleşip, oradaki yerleşik Diaspora’ya katıldılar.

1916-1917 yıllarında binlerce Ermeni, Türkiye’nin doğusundan Ermenistan, Gürcistan ve Rusya’ya kaçmayı denediler. 28 Mayıs 1918 tarihinde kurulan Ermenistan Cumhuriyet’i kurulduğu ilk günden başlayarak Diaspora ile ilgili adımlar atma konusunda denemeler yaptı. Uzun seneler sonra bağımsız bir Ermenistan’a kavuşma fikri dünyanın dört bir yanında bulunan Ermenilerde büyük bir sevinç yarattı. 1920 yılının Ağustos ayında, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde Ermenistan dışında bulunan Ermeniler ile çalışma masası kurulması kararı alındı. Bu kararın temel sebebi Ermenistan Cumhuriyeti’nin Diplomatik Misyonları yardımıyla yurt dışında bulunan Ermenilerin Anayurt’a dönmesini daha sistematik ve sağlıklı bir biçimde sağlamaktı. Ancak 1920 yılının Kasım ayında Ermenistan Bolşevik egemenliği altına girince, bakanlık bünyesindeki bu masa, ancak 3 ay çalışabilmiş oldu ve Diaspora ile ilişkilerde hatırı sayılır bir iz bırakamadı.

Sovyetler Birliği’nin Ermeni Diaspora’sı Siyaseti

Sovyetler Birliği kurulduğu ilk günden başlayarak Ermeni Diasporası konusunda aktif bir siyaset yürüttü. Ermenistan, Sovyetler Birliği bünyesine girdikten sonra 1921 yılının Temmuz ayında Erivan’da “Göçmen İşleri Bürosu” kuruldu, bu büro bakanlık olmadığı halde, bakanlık statüsünde idi. Aynı yılın aralık ayında Mezopotamya’dan 3 bin kişilik ilk Ermeni göçmen grubu Batum’a gemiyle gelip, daha sonra kara yolu ile Ermenistan’a ulaştılar. 1921-22 yıllarında farklı yerlerden toplam 9 bin kişi, 1924-25 yıllarında başta Türkiye ve Yunanistan olmak üzere 20 bin kişi Ermenistan’a göç etti. Türkiye’den Ermenistan’a gelen Ermenileri yönlendirme ve yardımcı olma konusunda kuşkusuz o dönem, Karaköy’deki Voyvoda Sokak’ta (şimdi Bankalar Caddesi) bulunan Türkiye’deki ilk Ermenistan Temsilciliği’nin payı büyüktü. 1925-26 yıllarındaki göçlerden sonra Hemşeri Dernekleri ve Birlikleri oluşturulmaya başlandı. Özellikle ABD’de kurulan Arabkirliler (Arapkirliler) Cemiyeti ricasıyla Erivan’da “Yeni Arabkir” mahallesi kuruldu, daha sonraki yıllarda “Yeni Kayseri”, “Yeni Amasya” ve “Yeni Harput” gibi birçok mahalle kuruldu ve bu şehirlerin eski sakinleri olup göç etmiş olanlar yerleştirildi. Bu semtler bugün hâlâ bu isimler ile anılıyorlar. Göçler 1936 yılına kadar devam etti, bu yıllar arasında yaklaşık 23 bin kişi Anayurt özlemiyle Ermenistan’a geldi. 1936 yılında Stalin rejiminin getirdiği “Büyük Terör” Ermenileri de vurmuştu. Stalin’in desteğiyle iç göçe heveslendirilen Ermeniler, vatan hainliği ve kapitalist ajanlığı yapmak suçlarından cezalandırılıp, infaz edildiler.

İkinci Dünya Savaşı’na kadar Sovyetler, Diaspora Siyasetine eğilmedi. Savaş sonrasında Stalin’in “Ermeni Diaspora Siyaseti” tekrar hortladı. 1945 yılının Kasım ayında Sovyetler Birliği resmi olarak Dünya Ermenilerinin Ermenistan’a göç ettirilmesini hedefleyen bir karar aldı, bu karar neticesinde Ermenistan’da “Ermenistan İç Göç Komitesi” kuruldu. Ermenilerin yoğun olarak bulunduğu yabancı ülkelerin büyükelçiliklerine bu komitenin temsilcileri atanmaya başlandı. Bu görevle giden Ermeni yetkililer Ermenistan’a göçmeye karar verenleri listelemeye ve Ermenistan’a göndermeye başladı. Böylece 1946-1948 yılları arasında Sovyetler’in “Hayrendartsutyun” yani “Vatan’a dönüş” projesi başlamış oldu. Bu siyasetin Sovyetler’in siyasi programına girmesi hakkında 3 temel tez var.

İlki, savaş sonrası Sovyetler Birliği ve Türkiye’nin ilişkileri bozulmuştu. Türkiye’nin doğusunu alıp topraklarına katmak için sebepler aramaktaydı. İşte burada Diaspora siyaseti çok önemliydi, bu topraklar Ermenistan’a dışarıdan göç eden Ermenilerin Anayurt’u olarak alınacak ve bu bölgeye göç eden Ermeniler yerleştirilecekti. İkincisi, Sovyet Ermenistan nüfusu savaş sonrasında çok azalmıştı, sayının daha da azalması durumunda Ermenistan cumhuriyet statüsünden düşürülebilirdi, bunun için bu ülkenin nüfusu hızlı bir şekilde çoğaltılmalıydı. Diaspora’nın göçü Sovyetler Birliği’ndeki cumhuriyet sayısını stabil tutmak için hayati rol oynayabilirdi. Üçüncüsü, Soğuk Savaş döneminde iki kutuplu dünyaya, “Yurt dışında yaşayanlar “Sovyetler Birliği’ne” göç ederek içinde bulundukları kapitalist hayatı terk ediyorlar” mesajı verip, Sovyetler’in itibarını yükseltmekti. Aslında bu tezlerden her biri kendi içinde yeterli olmasa da, üçünü beraber değerlendirdiğimizde Sovyetler’in bu siyasetini açıklar nitelikte olabilmekte.

Elçiliklerde çalışan diplomatlar, yurt dışında yaşayan Ermenilere zenginlik ve refah içinde olan Sovyetler’e göç ettikleri takdirde kendilerine iş, ev ve yardım verileceği vaadinde bulunuyorlardı. 1946-48 yılları arasında gerçekleşen göçlerde Ermenistan’a 90 bin kişi geldi. Ne yazık ki gelince karşılaşılan ülke anlatılan ve hayali kurulana pek benzemiyordu. Savaştan sonra çok ağır durumda bulunan Ermenistan’da erzak ve iş sıkıntısı çekiliyordu. Konut sayısı yeni gelenleri yerleştiremeyecek kadar azdı. Gelenlere toprak verilip, kendi evlerini kendi imkânlarıyla yapmaları istendi. Verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. Bunlar yetmezmiş gibi, binlerce göçmen, yerel halk ile birlikte milliyetçi, daşnak (taşnak) ve sistem karşıtı olmakla suçlanıp 1949 yılında Sibirya-Altay’a sürüldüler. Tüm göçmenlerin sürüleceği korkusu Stalin’in ölümüyle son buldu. Sürgündekiler ancak onun ölümünden sonra Ermenistan’a dönebildiler. Göçmen Ermenilerin bir kısmı hayatlarını kurtarabilmişlerdi ama bundan sonraki yıllarda da Ermenistan’da çok parlak bir hayat süremeyeceklerdi…

*Araştırmacı-yazar

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s