Bir günlüğüne ‘Hrant’ olsak hainlik etmiş olur muyuz?

13239Ortaokulun ilk ya da ikinci sınıfındaydım, hatırlamıyorum ama kış ayları olduğu aklımda. Dönemin sabahlara kadar süren açıkoturum programında o gece, ismi normalde televizyon ekranlarının altında görmeye alışkın olunmayan bir adam vardı. “Artık ağaç dikmeyeceğim, çabuk yetişen bir şeyler yetiştireceğim toprağımda, domates gibi, maydanoz gibi..

Fidanın ağaç olduğunu göremiyorum çünkü…” dedi. Devlet tarafından el konulan “Tuzla Çocuk Kampı” idi bahsettiği. Kendi çoçukluğunun geçtiği, karısına âşık olduğu, başka yetimlere babalık yaptığı, meyvelerini yiyemediği ağaçları olan kamp… “Rahatsızız, korkuyoruz, ayrımcılığa maruz kalıyoruz, haklarımızı savunamıyoruz.” diyordu. Şaşırmıştım, böyle şeyler bir tek evde konuşulabilirdi, aslında konuşulmazsa daha da iyiydi, yerin kulağı vardı ayrıca sokakta “mama” denmemeliydi. Ama bu adam şimdi yüksek sesle bir şeyler anlatıyordu, Varlık Vergisi’nden, 6-7 Eylül, 20 sınıf birden askerlikten bahsetti, korkmuyordu ama sesi titriyordu, gözleri doldu bir an, ağlayacak gibi oldu, biz de . O gece gerçekten bir şeyler değişti, diğer sabah Türkiye daha demokratik bir ülke olmadı, Avrupa Birliği’ne kabul edilmedi, Türk-Ermeni sınırı açılmadı, korktuğumuz şahinler güvercin olmadı ama Ermenilerin sorunlarını adamın biri ilk kez yüksek sesle anlattı. Hrant Dink’ti adı.

2006’nın Aralık ayının ortalarındaydı, Agos’taki odasında konuşuyorduk. Diasporaya kızdığı noktalardan bahsetti, Türkiye ile Ermenistan’ın hâlâ yeterli diyalog kuramamasından şikâyetçiydi. En sağlıklısı biz Türkiye Ermenileriyiz dedi, “Herkesin kafasında eski ve önyargılı bir resim var, ama bizim arkadaşlarımız, komşularımız, doktorlarımız, sevgililerimiz Türk, onların kurguları olan Türkler bizim hayatımızın bir parçası.” dedi. Kuşkuları vardı, ümitsiz değildi ama gözlerinde kaygı vardı. “Hedef gösteriliyorum.” dedi, sesi sıkıntılıdan çok bıkkın gibiydi.

2007 yılının Ocak ayının ikinci haftasıydı. Erivan’daydım, telefon çaldı. “Hrant’ı vurmuşlar.” dedi biri, “Neresinden, hangi hastanede?” dedim. “Vurmuşlar.” dedi. “Nerde şimdi, çok yaralanmış mı?” dedim. “Vurmuşlar.” dedi. Agos önünde toplanan, televizyona sığmayan bir kalabalık, havada güvercinler, eşinin “Bebeklerden katiller yarattınız.” diye ağlayan sesi. Kara pankartlar var ellerinde insanların, ‘Hepimiz Hrant’ız’ diyor kalabalık, hepimiz Ermeni. Kötü tesadüf yine kış ve ben, 10 sene önceki o akşam gibi yine şaşkınım. Onu ekranda ilk gördüğümü hatırladım. Çocuktum, heyecanlanmıştım, ümitlenmiştim. Şimdi hepimizin hayalleri ceplerinde, yerde yatıyordu… Cenaze töreninin insan seline dönüşmesi sevildiğini gösteriyordu, arkasından kurşunlanması da sevilmediğini. Hrant Dink’i sevmeyenler sadece Türkiye’de yoktu. Diasporada da Hrant’ı sevmeyenler vardı, Ermenistan’da da. “Kavga sonsuza dek süremez, biz yüzyıllarca aynı topraklarda yaşadık, Türkiye değişiyor, artık her şeyi konuşuyoruz, sorunlar çözüme muhakkak ulaşmalı.” diyen adamın katledilmesiyle, sesler yine yükseldi, “Hani değişiyordu Türkiye?”

Hrant’ı birçok kişi açıkça hedef gösterdi. Hepimizin de bildiği gibi hedef aslında Türkiye’nin demokratikleşme ve değişim süreciydi. Türkiye’nin iç dinamiklerinin ateşlenmesinde Hrant’ın rolü büyük oldu. Bir konuşmasında “Ermenilere olan olmuş, bu sorunun açıklığa kavuşması asıl Türkiye’nin kendi demokratikleşmesi ve resmi tarih anlayışını sorgulaması açısından önem taşımaktadır.” demişti.

Ermenistan’a gittiğinde Türkiye’de yaşamayı anlattı insanlara. Türklerin ellerinde baltalarla Ermeni kovalamadıklarını. 1915 olayları için üzüntü duyan Türklerin varlığını anlattı. Kendisinin Türkiye’yi sevdiğini anlattı, Türkiye dışında bir yerde yaşamak istemediğinden bahsetti. Türkiye’den birçok gazeteciyi Ermenistan’a getirdi, her çevreden insanla sorunların çözümü için, sınırın açılması için görüştü. Diasporaya Türkleri anlattı Hrant, Türkiye ile ilişki istemeyen Ermenilere Ermenistan’ı hatırlattı. “Nefes alamıyor o ülke sizin kadar rahat.” dedi.

Hrant, en zor anlarda dahi bırakıp gitmediği toprağının altında iki senedir uyuyor. Ve bu topraklar üzerinde hâlâ farklılıklara tahammül edilemiyor. “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni” denilmesine bile tahammül edemiyoruz, oysa küçük Kirkor’lar, Stavro’lar, Anahit’ler, Rojbin’ler her sabah hiç gocunmadan ve etnik kökenlerine aldırmadan hep bir ağızdan “Türk’üz, doğruyuz, çalışkanız” diye ant içiyorlar. Neden hâlâ “Ermeni” tehdit ya da küfür?.. Neden hâlâ Türklerin bizi baltayla beklediklerini düşünüyoruz?.. Sorunlarımızı önyargılarımızı kırmadan çözemeyiz. Bu topraklar üzerinde hâlâ beraber, kardeşçe bir bütün olarak yaşamak niyetindeysek gelin bir günlüğüne Ermeni, Türk, Kürt, Yahudi, dindar, dinsiz, kadın, erkek olmaktan vazgeçelim… Hrant olalım…

19 Ocak 2009, Pazartesi

Zaman Gazetesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s