Kapalı sınırlar arasında ‘Peynir gemileri’ yürütmek

peynirgemisiKars’a ikinci kez gidiyordum. İlk sefer duyduğum heyecan hâlâ sürüyordu ama yanında kaygı da getirmiş. Büyük ihtimalle kaygımın sebebi üstlendiğim görevdi.

Peynir, genelde kahvaltı masalarından haşir neşir olduğum bu besin ürünü gerçekten bir şeyler başarabilecek miydi? Uçakta tüm yol boyunca bunu düşündüm. Peynirin üretimi kolay olsa gerekti, zaten Karslılar da, Gümrülüler de ustaydılar bu işte. O zaman sorun neydi? Bu sefer yan yana gelip beraber yapacaklardı peynirlerini. Yaparken konuşacaklar, öğretecekler, öğreneceklerdi, sonra peynirler paketlenecek, tanıtımları yapılacak, hatta satılacaklardı. Üzerinde Türkçe, Ermenice, Gürcüce, üç dilde yazılacak bir peynir, Kafkas peyniri olacaktı… Çok hızlı gidiyordum. Bu kadar kolay olmayacaktı. Kim bilir ne kadar zaman alacaktı bu kadar insana projeyi anlatmak. Ya peynirciler olmaz derlerse, ya çekinirlerse, ya korkarlarsa, ya birileri ne yapıyorsunuz siz kalkın gidin bu şehirden derse… Kafam kazan gibi uçaktan indim.

2007 yılının Mart ayında oldukça kalabalık bir grup CBDN’nin (Kafkas İş Geliştirme Ağı) Kars Forumu’na gelmiştik. Aramızda TABDC’den (Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi) yöneticileri, IA (International Alert) temsilcileri, Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi üyeleri, ODTÜ’den araştırma görevlileri, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Karabağ, Abhazya’dan STK başkanları ve gazeteciler vardı. Hedefimiz bu forum sırasında bölge halkını bir araya getirip, ortak bir şey üretmelerini sağlayacak projeler şekillendirmekti. Mantık çok basitti. Bölgede en geleneksel üretim peynir üretimiydi. Üretim tekniği ve üretilen peynir hemen hemen aynıydı. O zaman aradaki sınırların açılmasını beklemeden yan yana gelinmeli ve bu peynir yapılmalıydı. Kafkasya’ya özgü bu peynirin üretiminden sonraki satışından ziyade, bizi ilgilendiren Türk ve Ermeni peynir ustalarını bir araya getirmek, tanıştırmak, beraber çalışabilecekleri bir ortam sağlamaktı. Forumumuza Kars’tan peynir üreticilerini ve turizmcileri de davet etmiştik. Forum devam ettikçe, bazı konularda yanıldığımızı ve önyargılı olduğumuzu hissettim. Karslılar Ermenistanlıları hiç de tanımıyor değillerdi. Bize Sovyet döneminde Ermenistan’dan gelen tren Kars’a vardığında şehrin nasıl canlandığını anlatıyorlar, sınırın kapalı olmasının Kars’a getirdiği zorluklardan bahsediyorlardı. Aralarında oldukça ilginç çıkışlar yapanlar da vardı. “Ermenistan’a ambargo varmış, nerede var, haftada 2 kez Erivan-İstanbul arasında uçak seferi var, Ermenistanlılar İstanbul’a gidiyor alışveriş yapıyor, Trabzon’a gidip çalışıyor, yazın Antalya’ya gidip tatil yapıyorlar, bu ambargo asıl Kars’a yapılıyor, kimsenin haberi yok!” Bir diğerinin hatıraları canlanmıştı, on dakikalık kahve arasında yanıma geldi, Ermeni olduğumdan ve Erivan’ı iyi bildiğimden haberi yok gibiydi: “Kızım, bak bu Ermenistan bize vallahi çok yakın, o zaman gelir deste deste yumurta alırlardı. Yumurta kırılır, bayatlar hemen ülkeden ülkeye taşınmaz yani. Düşün o kadar yakındır, ama uzak oldu şimdi.” Hak vermemek elde değildi. “O kadar yakındır ama uzak oldu şimdi.” Türk-Ermeni ilişkilerini daha iyi ve daha kısa özetleyen hiçbir cümleyi bu kadar sevmemiştim.

Tercümansız iletişim başlıyor

On gün, otelin toplantı salonunun önünde masalar açılmıştı, Ermenistan ve Gürcistan’dan gelen peynirciler peynirlerini sergiliyorlardı. Bir sürü dil konuşuluyordu, Türkçe, Ermenice, Rusça, Gürcüce, İngilizce ama tek bir konu vardı; peynir. Forumu düzenleyenler olarak ara ara geriye çekilip ortamı seyrediyorduk. İstediğimiz buydu, bir araya gelip konuşmalarını sağlamak. Üç günlük güzel bir toplantı olmuş, aklımızda proje fikirleri ve aldığımız notlarla Kars’tan ayrılmıştık. Forumdan çıkan en güzel fikir hepimize göre ortak bir Kafkas peyniri üretimiydi. Forumun üzerinden on ay geçmiş, proje taslağı hazırlanmış, finansal sorunları çözülmüştü. CBDN projeye başlamaya karar vermişti. TABDC basın danışmanı olarak katıldığım forumdan sonra proje ile daha yakından ilgilenmeye başlayıp CBDN’nin bu projesinde Türkiye koordinatörlüğünü üstlenmiştim. İkinci sefer Kars yolcusuydum. Bu sefer çok daha küçük bir gruptuk. İlk gelişimizde bölgesel işbirliğini ve Ermenistan ile ortak proje yapmaya gönüllü peynirciler, iş ciddiye bindiğinde biraz tereddüt ettiler dersem herhalde abartmış olmam. Onlarla konuştukça bu tereddüdün de sebebinin bugüne kadar hep kâğıtta kalan projeler olduğunu anladık. Bu insanların konuyu bu kadar ciddiye almaları beni hem duygulandırmış hem de çok sevindirmişti. İşin içinde sadece ismen değil, fiilen de bulunmak istediler. Sevgili İlhan Koçulu, Kars’taki önemli peynir üreticilerinden biri, en az proje koordinatörleri kadar emek verdi. O ve diğer arkadaşları bize tek tek Kars’taki fabrikaları gezdirdiler, “Hangisini beğenirseniz, orada Ermenistan’dan gelecek meslektaşlarımızla çalışmaya hazırız.” dediler. Sözlerini de sonuna kadar tuttular. Üretime geçene kadar, birçok kez Ermenistanlı partnerlerimiz ve peynir üreticileriyle Kars’a gittik. Hepimizin huzurlu bir ortamda çalışmamızda kuşkusuz TABDC’nin desteği yadsınamazdı. İlk peynirimizi kasım ayında Kars’ta yaptık. Son aşamada peynirciler, tercümansız konuşmayı başarabilir hale gelmişlerdi. Zaten tercüman arkadaşlar da şırdan nedir, süt nasıl kesilir, inek ne zaman çatlar gibi konularda oldukça yersiz kalıyorlardı. Meğer kullanılan aletler, katılan mayanın ismi bile Ermenice ve Türkçede aynıymış. Ermenistanlı peynircilerden bazılarının dedelerinden, nenelerinden öğrendikleri Türkçeyi de hesaba katarsak, peynircilerimiz birbirlerini kırk yıllık dostmuş gibi anlıyorlardı. Proje amacına ulaşmış, peynirciler kaynaşmış, peynirimiz de paketlenmeye hazır hale gelmişti.

Bir de sınırlar açılsa…

Bu ayın 14’ünde ilk peynir tanıtımı Gümrü’de yapıldı. Hepimiz çok mutluyduk. Kars’tan sekiz kişilik grubu Ermenistanlı arkadaşlarımız Gürcistan sınırında karşıladılar. Ben İstanbul-Erivan uçağıyla Erivan’a gelecek, oradan da Gümrü’ye geçecektim. Uçakta Amberin Zaman’ı gördüm, zaten projenin gidişatı hakkında ara ara konuşuyorduk. Tanıtıma Gürcistan, Osetya, Abhazya, Azerbaycan’dan peynir üreticilerinin geleceğini, kendisinin de katılmasını teklif ettim, kırmadı, ardından da The Economist dergisine tanıtıcı kısa bir makale yazdı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Telefonlar kesilmedi. Çoğu gazete, yorumunu da katarak makaleden alıntılar yaptı. Peyniri “diplomat peynir” olarak adlandırıp yüzümüzü güldürenlerin yanında bazı hayal gücü gelişmiş arkadaşlar makalelerinde bir Türk işadamının Türkiye’den Ermenistan’a peynir ihracatı yaptığını bile iddia ettiler. Ulaşıp anlatmaya çalıştık, peynirimiz son derece “sivil”di. Hiçbir işadamıyla ilgisi yoktu. Amacımız da Türkiye ile Ermenistan arasında bir alışveriş pazarı oluşturmak değildi. Bu pazar zaten 1991 senesinde başlayarak şekillenmeye başlamış, bugün de herhangi bir dış dinamiğe ihtiyaç duymaksızın gayet kalkınmış ve yüksek bir kapasiteyle çalışmaya devam ediyordu. İki ülke arasındaki sınır açılmıyordu ve bu pazar Gürcistan’ı her anlamda zengin etmeye devam ediyordu.

Barış peynirimizin anlatıldığı haber metinlerinde hemen çok alışık olduğumuz konular tekrar gündeme getirilmeye ve tartışılmaya başlandı. Bilindiği gibi şubat ayında Ermenistan’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Ermenistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ı ilk kutlayanlardan birisi Cumhurbaşkanı Gül olmuştu. Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA)’nce, Ermenistan’da düzenlenen Elit Tur’da mücadele eden Türkiye 19 Yaş Altı Milli Futbol Takımı, Abovyan Stadı’nda oynanan karşılaşmada Ermenistan’ı 2-1 mağlup etmişti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 2007’de Türkiye’yi, Ermenistan uyruklu 53 bin 108 kişinin ziyaret ettiğini dile getirdi. Bu haberler sanki ‘sınırlarımız kapalı ama cumhurbaşkanlarımız temas halinde, Ermenistanlılar hâlâ Türkiye’de çoğalarak çalışmakta, gençlerimiz de halihazırda kavgasız gürültüsüz top oynayabiliyorlar, beraber ortak peynir de yapabiliyoruz, belki bu sefer olur, hadi artık bir adım daha’ der gibiydiler.

Peynir projesi çok takdir topladı. Gerçekleşmiş olmasından dolayı işin içinde olanlar da olmayanlar da inanıyorum çok sevindiler. Fakat hâlâ Kars’ı düşündüğümde zihnimde boynu bükük, biraz kırgın bir erkek çocuğu canlanıyor. Türkiye’nin en doğusunda, Gümrü’nün 45 dakika uzağında sınır kenti olma avantajını Gürcistan’a kaptırmış olan bu şehir sanki siyasi iradenin tek kurbanı… Bugüne kadar büyük Ermeni duduk ustaları İstanbul’da, Ankara’da konserler verdiler. Türk ve Ermeni yönetmenler, fotoğrafçılar, gazeteciler karma gruplar oluşturup çalışmalar yapıyorlar. Her iki tarafın feministleri birleşip dergi çıkartıyorlar. Öğretim görevlileri beraberce araştırma çalışmaları yapıyorlar. Saymakla bitmeyecek ve günden güne de artmaya devam eden bir sürü sivil etkinlik var. Şimdi bir de ortak peynirimiz var. Ama kapalı sınırlar arasında bu peynir gemilerini yürütmek inanın çok zor…

30 Mayıs 2008, Cuma

Zaman Gazetesi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s